Mutlu Olmaya Çalışmayı Bıraktığımızda Gerçekten Mutlu Olabilir miyiz?
Mutluluğun peşinden koşarken kendimizi kaybetmek üzerine psikolojik bir sorgulama.
İnsan bazen hayatının büyük bir bölümünü, henüz ulaşamadığı bir duygunun peşinden koşarak geçirir: Mutluluk.
Daha iyi bir işe sahip olduğunda, doğru insanla karşılaştığında, istediği bedene kavuştuğunda ya da hayatındaki bütün sorunlar çözüldüğünde mutlu olacağına inanır. Mutluluğu sürekli gelecekte bir yere yerleştirir. Böylece bugün, yaşanması gereken bir zaman olmaktan çıkar; yalnızca daha güzel bir yarına ulaşmak için katlanılması gereken bir bekleme odasına dönüşür.
Peki, insanın mutsuzluğunun sebeplerinden biri, sürekli mutlu olmaya çalışması olabilir mi?
Mutluluk Bir Hedefe Dönüştüğünde
Modern dünyada mutluluk, doğal bir duygu olmaktan çıkıp neredeyse kişisel bir başarı göstergesine dönüşmüş durumda.
Sosyal medyada gülümseyen yüzler, kusursuz ilişkiler, sürekli gelişen insanlar ve her sabah hayata minnet duyarak uyanmamız gerektiğini hatırlatan cümlelerle karşılaşıyoruz.
Bütün bunların arasında üzgün hissetmek, sanki yanlış yaptığımız bir şeylerin kanıtıymış gibi algılanabiliyor.
Oysa insan zihni yalnızca olumlu duygular deneyimlemek üzere var olmamıştır.
Üzüntü, korku, öfke, hayal kırıklığı ve yalnızlık da insan olmanın doğal parçalarıdır. Bu duyguları tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak, bazen onları daha fazla düşünmemize ve onlarla daha yoğun mücadele etmemize neden olabilir.
Psikolojide bu durum, deneyimsel kaçınma kavramıyla ilişkilendirilebilir. Kişi, rahatsız edici düşünce ve duygulardan uzaklaşmaya çalışırken yaşamını giderek bu duygulardan kaçınmak üzerine kurabilir.
Belki de mesele, her zaman iyi hissetmek değil; iyi hissetmediğimiz zamanlarda da kendimize tahammül edebilmeyi öğrenmektir.
İnsan Neden Kendi Mutluluğunun Önünde Durur?
İnsan zihninin ilginç özelliklerinden biri, sahip olduklarına alışabilmesidir.
Bir zamanlar bizi çok heyecanlandıran şeyler, bir süre sonra sıradanlaşabilir. Uzun zamandır istediğimiz bir şeye kavuştuğumuzda hissettiğimiz mutluluk, düşündüğümüz kadar kalıcı olmayabilir.
Psikolojide bu süreç, hedonik adaptasyon kavramıyla açıklanır.
Yeni bir başarı, yeni bir ilişki ya da maddi bir kazanım başlangıçta olumlu duygular yaratabilir. Ancak zaman geçtikçe beklentilerimiz değişebilir ve kendimizi yeniden başka bir şey isterken bulabiliriz.
İşte bu noktada kendimize sormamız gereken önemli bir soru vardır:
Gerçekten mutlu olmak mı istiyorum, yoksa sürekli bir şeylerin eksik olduğuna inandığım için mi mutluluğu arıyorum?
Çünkü insan, hayatındaki her eksikliği mutsuzluk sebebi olarak gördüğünde, sahip olduğu güzellikleri fark etmekte zorlanabilir.
Her Duygunun Bir Mevsimi Vardır
Doğanın sürekli ilkbaharda kalmasını beklemeyiz.
Ağaçların yaprak dökmesini, havanın soğumasını, bazı çiçeklerin solmasını doğal karşılarız. Fakat konu kendi iç dünyamız olduğunda aynı anlayışı göstermeyebiliriz.
Her gün güçlü, üretken, huzurlu ve umutlu olmak isteriz.
Bir sabah sebepsiz yere hüzünlü uyandığımızda hemen bu duyguyu değiştirmeye çalışırız. Oysa bazen bir duygunun varlığı, hayatımızda yanlış giden bir şey olduğu anlamına gelmez.
İnsanın kendi duygularına karşı geliştirdiği tutum, o duyguların kendisi kadar önemlidir.
Üzgün olduğumuz için kendimizi suçlamak, ilk üzüntümüzün üzerine ikinci bir yük ekleyebilir.
Belki de duygusal olgunluk, hiç üzülmemek değil; üzüntünün bizi tanımlamasına izin vermeden onunla birlikte var olabilmektir.
Mutluluk Bazen Bir Sonuçtur, Amaç Değil
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) gibi psikolojik yaklaşımlar, kişinin bütün olumsuz duygularından kurtulmasını değil, bu duyguların varlığında da kendi değerleri doğrultusunda yaşayabilmesini önemser.
Bu bakış açısı bize farklı bir ihtimal sunar:
Ya mutluluk, doğrudan ulaşılması gereken bir hedef değilse?
Ya insan, mutlu olmak için yaşamaya çalışmak yerine kendisi için anlamlı bir hayat kurduğunda, mutluluk da zaman zaman bu hayatın doğal bir parçası hâline geliyorsa?
Sevdiğimiz biriyle içten bir sohbet etmek, bir hayvana yardım etmek, yeni bir şey öğrenmek, bazen yalnızca sessizce oturmak…
Bunların hiçbiri büyük bir mutluluk vaadi taşımak zorunda değildir.
Fakat insanın kendi değerleriyle uyumlu yaşadığı anlar, hayatına anlam ve tatmin katabilir.
Kendimize İzin Vermeyi Öğrenmek
Belki de kendimize sormamız gereken soru, “Nasıl daha mutlu olabilirim?” değildir.
Belki de asıl soru şudur:
“Mutlu olmadığım zamanlarda neden kendimi eksik hissediyorum?”
Hayatımızın her döneminde aynı insan olmayacağız. Bazen çok umutlu, bazen yorgun, bazen kararsız, bazen de kendimizi yeniden tanımaya ihtiyaç duyan biri olacağız.
Bütün bu hâllerimizle var olabilmek, kendimizle daha sağlıklı bir ilişki kurmamıza yardımcı olabilir.
Mutluluğu zorunluluk olmaktan çıkarmak, mutsuzluğa teslim olmak anlamına gelmez. Aksine, hayatın bütün duygularına yer açabilmektir.
Çünkü insan, yalnızca mutlu olduğu günlerde yaşamış sayılmaz.
Bazen en önemli değişimler, hiçbir şeyin yolunda gitmediğini düşündüğümüz zamanlarda başlar. Bazen kendimizi anlamaya, tam da kendimizden kaçmayı bıraktığımızda yaklaşırız.
Ve belki de mutluluk, bütün sorunlarımızın çözüldüğü kusursuz bir hayatın sonunda bizi bekleyen bir ödül değildir.
Belki de mutluluk, hayatın her anını mutlu geçirmek zorunda olmadığımızı fark ettiğimizde hissettiğimiz o küçük özgürlüktür.
Sonuçta insan, mutlu olmak zorunda olmadığını kabul ettiğinde, mutluluğa biraz daha yaklaşabilir.
Eda Boğatemür